PEYGAMBERİMİZİN HAYATI 3 Sütanneye Verilmesi

PEYGAMBEEfendimizin Sütanneye Verilmesi
Efendisine kavuşan kâinat artık şen idi.
Beşeriyetin kalbine nur ve huzur sunacak zâtı sinesinde
barındıran Arabistan’ın kalbi, sevincinden âdeta duracak
gibiydi.
Kâinatın eşsiz hâdisesine sahne olan Mekke, âdeta ulvî
âlemlere uçmak istiyormuşçasına heyecanlı ve mesrur idi.
Hz. Âmine, huzurlu ve siirurlu idi. Nur topu yavrusu, tatlı
tebessümleriyle, kocasının vefat acısını bir nebze unutturduğu
gibi, istikbâle ümitle bakmasını da sağlayan tek tesellisi idi.
Bahtiyar Âmine, şerefli yavrusunu ancak bir hafta kadar
emzirebildi. Bundan sonra Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe
Hâtûn, Kâinatın Efendisine sütanne oldu ve onu günlerce
emzirdi.53
Süveybe Hâtûn, daha önce de Hz. Hamza’yı emzirmişti.
Böylece, Resûli Kibriya Efendimizle muhterem amcası
arasında bir de süt kardeşliği bağının kurulmasına vasıta
olmak gibi bir bahtiyarlık ve şerefe erişmiş oluyordu.
Kendisine yapılan iyiliklerin en küçüğünü dahi
unutmayacak ve onu karşılıksız bırakmayacak kadar büyük
bir fazilet ve yüksek bir vefa duygusunun sahibi olan Fahri
Âlem Efendimiz, zâtına bir müddet sütannelik yaptığı için
Süveybe Hâtun’u hayatı boyunca unutmadı. Onu sık sık
ziyaret eder, her gördüğünde kendisine bol ihsan, iltifat ve
ikramda bulunurdu.
Evet, vefa, Fahri Âlem Efendimizin dünya yüzüne
getirdiği güzel ahlâkın temeli idi. Onun tertemiz, nezih
hayatında vefasızlığı ihsas eden en ufak bir davranışa
rastlanamaz.
Onun fazilet ve vefa duygusundan ders alan muhterem
zevceleri Haticei Kübra da, evine sık sık gelip giden Süveybe
Hatun’u hürriyetine kavuşturmak için bir ara satın almak
istediyse de, Ebû Leheb buna yanaşmadı. Ancak, Resûli
Kibriya Efendimiz, Medine’ye hicretinden sonra, Ebû Leheb,
Süveybe’yi kendiliğinden âzad etti.54
Ebıı Leheb, Peygamberimizin öz amcası idi. Sonraları
Resûli Ekrem’in risâletini tasdik ve ikrar etmediği gibi, hayatı
boyunca da putperestlikten vazgeçmeyerek karşısına en
büyük bir düşman olarak dikilmekten geri durmadı. Bu
sebeple Allah’ın lanetine mâruz kaldı ve cariyesi Süveybe
Hâtun’un bir tırnağı kadar değer kazanamadı. Hattâ, Süveybe
Hâtûn sebebiyle âhirette bir nebze lûtfa mazhar olduğu da
anlatılmıştır.
Onu, ölümünden sonra rüyada görmüşlerdi. Cehennem’in
şiddetli azabı içinde feryad edip duruyordu. Kendisine
sordular: “Neden feryad ediyorsun? Neyin var?”
Ebû Leheb,
“Neyim olacak? Susuzluk beni ateşten
kavuruyor! Hayatımda hiçbir hayır görmedim. Sâdece bir tek
hayır buldum: Muhammed’i emziren Süveybe’yi âzad ettiğim
için, bana da şuradan emip sulanmak imkânı bağışlandı.”
diyerek şehâdet parmağını gösterdi.55
Hâdise, gerçekten ibret vericidir. Kâinatın Efendisine
hayatı boyunca kötülük, eziyet ve hakaret etmekten geri
durmayan Ebû Leheb gibi azılı bir İslâm düşmanı, sâdece onu
emziren Süveybe Hâtun’u âzad ettiği için böylesine İlâhî bir
kerem ve lûtfa mazhar oluyor ve Cehennem’de azabı bir
nebze hafifletiliyordu. Demek ki, sâdece Sevgili
Peygamberinin zâtına değil,zâtına hizmet etmiş olanlara
yapılan iyilikleri de Cenâbı Hakk, lûtfu ve keremi ile
karşılıksız bırakmıyordu!
Bunun yanında, dünyada Kâinatın Efendisini kendilerine
her hususta mutlak imam ve rehber kabul edip, sünneti
seniyyesine îttiba etmekten şeref duyan gerçek mü’minlere,
ebedî âlemde ne büyük ikram ve İlâhî ihsanların hazırlanmış
olduğu düşünülsün!
ÇOCUKLARI SÜTANNEYE VERME ÂDETİ
Mekke’nin havası sıcak ve sıkıntılı idi. Çocukların körpe
vücutlarına yaramazdı ve onların sıhhatli büyümelerine
elverişli değildi. Çölde ise, hava güzel, su tatlı ve temiz, hayat
serbest, iklim ise mutedil idi. Ayrıca, çölde yaşayan bazı
kabilelerin dilleri de çok daha düzgün ve pürüzsüzdü; asliyet
ve tazeliğini koruyordu. Ahlâkları da temizdi.
İşte, buna binâen, o sırada Kureyş eşrafı ve ileri gelenleri,
daha sıhhatli ve gürbüz yetişmeleri ve ayrıca düzgün, aslına
uygun Arapça öğrenip konuşabilmeleri için, Mekke’nin
dışında çölde yaşayan kabile kadınlarına ücretle emzirmek
üzere çocuklarını teslim etmeyi bir âdet hâline getirmişlerdi.
Çocuk iki üç sene, bazân daha fazla sütannenin yanında
kalırdı.
Bu sebeple de, yaylalarda yaşayan birçok kabîle, bilhassa
Sa’d b. Bekr Kabilesi kadınları, senede birkaç defa kafile
hâlinde Mekke’ye inerler ve yeni doğan çocukları emzirmek
üzere yanlarına alıp tekrar yurtlarına dönerlerdi.RİMİZİN HAYATI 3 Sütanneye Verilmesi