PEYGAMBERİMİZİN HAYATI 2 - Peygamber Efendimiz s a v Doğduğu Gece Yaşanan Mucizevi Olaylar

Peygamber Efendimiz s a v Doğduğu Gece Yaşanan Mucizevi Olaylar
Teşrif Ettikleri Gece Bir Yıldız Doğdu
Yahudiler arasında birçok âlim vardı. Bunlar, kitaplarında
Allah Resulünün geleceğini görüp, öğrenmişlerdi.
Yıldızlardan hüküm çıkarmada da usta sayılırlardı.
Efendimizin doğumu gecesinde bir yıldız parlamış ve Yahudî
âlimler bu yıldızdan Âhirzaman Peygamberinin dünyaya
teşrif ettiklerini anlamışlardı.
Resûli Zîşan’ın meşhur şâiri Hassan b. Sabit (r.a.), bu
hususu şöyle anlatmıştır:
“Ben, sekiz yaşlarında var, yoktum. Biliyorum. Bir sabah
vakti, Yahudînin biri ‘Hey Yahudiler!..’ diye çığlık atarak
koşuyordu. Yahudîler,
‘Ne var, ne yırtınıyorsun?’ diyerek
adamın başına üşüştüler. Yahudî şöyle haykırıyordu:
“‘Haberiniz olsun: Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu!
Ahmed bu gece dünyaya geldi.'”48
İbni Sa’d’ın naklettiği konuyla ilgili bir rivayette ise, şöyle
denilmektedir:
“Mekke’de oturan bir Yahudî vardı. Allah Resulünün
doğdukları gecenin sabahı Kureyşlilerin karşısına çıktı ve
sordu: ‘Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuk doğdu mu?’
Kureyşliler,
‘Bilmiyoruz.’ cevabını verince, adam sözlerine
devam etti: ‘Varın, gidin, soruşturun, arayın. Bu ümmetin
peygamberi bu gece doğdu. Sırtında alâmeti var.’
“Kureyşliler, varıp soruşturdular ve gelip Yahudîye haber
verdiler: ‘Bu gece Abdullah’ın bir oğlu dünyaya geldi; sırtında
bir nişan var.’
“Yahudi, gidip peygamberlik alâmetini gördü; ve aklını
kaybetmişçesine şöyle haykırdı:
‘”Peygamberlik artık İsrail Oğullarından gitti! Kureyşlilere
öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar
ulaşacaktır.'”49
Demek, gök kubbe, pırıl pırıl yıldız kandilleriyle, Resûli
Kibriya Efendimizin gelişini alkışlıyordu.
Medayin ‘deki Kisrâ Sarayından 14 Burç
Çatırdayarak Yıkıldı
Kâinatın Efendisinin doğduğu geceydi. Saatler, doğum
anlarını gösteriyordu.
Derin uykuya dalan Medayin şehri, korkunç bir çatırtı ve
gürültü sesiyle uyandı. Hükümdarla birlikte halk da heyecan
içinde yataklarından fırladı. Manzara korkunçtu ve telâş verici
idi: Hükümdar Sarayının o sapasağlam burçlarından 14’ü,
çatırdayarak yıkılıvermişti!
Geceyi korkular içinde geçiren Kisrâ, sabaha çıkar çıkmaz
memleketinin dinî reislerini derhâl bir toplantıya çağırdı.
Toplantıda, cereyan eden hâdisenin neyin nesi olduğunu
görüşeceklerdi.
Kisrâ, tacını giymiş, tahtına oturmuştu. Henüz
müzâkereye başlamamışlardı ki, doludizgin yaklaşan bir atlı,
elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat’ta binlerce
seneden beri ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber
veriliyordu.Bu haber, Kisrânın korku ve heyecanını daha da artırdı.
Bu sırada toplantıda bulunan İran Başkadısı Mûbezan, söz
alarak, gördüğü bir rüyayı anlattı: “Gördüm ki, yüzlerce
kükremiş deve, önlerinde şaha kalkmış Arap atları olduğu
hâlde Dicle suyunu geçti ve İran topraklarına yayıldılar.’*
Kisrâ, doğru sözlü, bilgili ve adaletli Mûbezan’ın bu
rüyasını da manâlı buldu. Sinirleri fazlasıyla gerilmişti. Bu
muammayı çözmek istiyordu. Bilgisine ve irfanına güvendiği
Mûbezan’a sordu: “Peki, bu, neye işaret olabilir?”
Başkadının cevabı kısa ve öz oldu: “Araplar tarafından
çok önemli bir şeyler olacağına işaret olabilir!”
Kisrâ, bunun üzerine derhâl Hire Valisi Numan b.
Münzir’e bir mektup yazdı. Mektupta,
“Bana orada bulunan
âlimlerden, suallerime cevap verebilecek kudrette biri varsa
gönder!” diyordu.