PEYGAMBERİMİZİN HAYATI 1 DÜNYAYA GELİŞİ

İşte, o zât geliyordu!
Dünyanın manevî şeklini beraberinde getirdiği nurla
değiştirecek eşsiz insan, Allah’ın Son Peygamberi geliyordu!
Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek Hz.
Muhammed (s.a.v.) geliyordu!
O An…
Kâinat, hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi.
Her varlık, kendisine mahsus diliyle, hâl ve hareketiyle bu
emsalsiz insana “hoşâmedî”de bulunmak üzere sevinç içinde
hazır durumda idi.
Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının 20’si. Fil Vak’asından 50
veya 55 gece sonra. Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının 12.
gecesi.
Mekke’de mütevazi bir ev. Günlerden Pazartesi. Vakit,
vakitlerin sultanı seher vakti.
Bu mütevazi evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz
bir hâdise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed
(s.a.v.), dünyaya gözlerini açtı!
Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve
matemini unutarak sürura garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla
yırtıhverdi. Kâinat, sevinç ve heyecan içinde âdeta,
“Doğdu ol
saatte Sultanı Din/ Nura garkoldu semâvâtü zemin.” diye
haykırdı.
Annesinin Dilinden…
Yeryüzünde hiçbir anneye nasîb olmayan eşsiz şerefe
mazhar kılınan azîz anne Hz. Âmine, o mes’ud ânı şöyle
anlatır:
“Hamileliğimin altıncı ayında bir gece rüyada karşıma bir
zât çıkıp dedi ki:
‘”Ya Âmine!.. Bil ki, sen, âlemlerin hayrına hamilesin.
Doğurunca ismini Muhammed koy ve hâlini hiç kimseye
açma!’
“Derken, doğum zamanı gelmişti. Kayınbabam
Abdûlmuttâlib, Kabe’yi tavafa gitmişti. Evdeydim. Birden
kulağıma müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldum.
Bir de ne göreyim: Bir beyaz kuş peydahlanıp yanıma geldi
ve kanadıyla arkamı sıvadı. O andan itibaren bende korku
kaygı adına hiçbir şey kalmadı. Yanıma bir göz attım: Bana
bir ak kâse içinde şerbet sunuyorlar. Kâseyi dikip içer içmez
beni bir nur (denizi) sardı. Ve Muhammed dünyaya geldi.”41
Azîz anne, doğum sonrasını ise şöyle anlatır:
“Gördüm ki, doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak ve
Kabe’nin üstünde bir bayrak. Doğum tamamlanmıştı. Yavruya
baktım: Secdede. Parmağını da göğe kaldırmış. Hemen bir ak
bulut inip yavruyu kundakladı ve kapladı. Bir ses işittim:
‘Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin; tâ ki
mahlûklar, Muhammed’i ismiyle, sıfatıyla, suretiyle
tanısınlar!’ Biraz sonra bulut gözden kaybolup gitti.”42
Aynı gece Hz. Âmine, bir nur görmüş ve bu nurun
aydınlığında Şam’ın saray ve köşklerini seyretmiştir.43
Şifa ve Fâtima Hâtûn ‘un Müşahedeleri
Kâinatın Efendisi dünyaya teşrif buyurdukları sırada, azîz
annesinin yanında Abdurrahmân b. Avf in annesi Şifa Hâtûn
ile Osman b. Ebû’lÂs’ın annesi Fâtıma Hâtûn da vardı.
Ebelik vazifesinde bulunan Şifa Hâtûn, o andaki
müşahedesini şöyle anlatır:
“Allah’ın Resulü doğdukları zaman ben oradaydım.
Hemen yetiştim. Kulağıma bir ses geldi: ‘Allah’ın rahmeti
onun üzerine olsun.’ Maşrık ile mağrıb arası nurla doldu.
Hattâ, Rum diyarının bazı saraylarını gördüm! Sonra, Allah
Resulünü kucağıma alıp emzirmeye başladım. Üzerime öyle
bir hâl geldi ki, vücudum titremeye başladı ve gözlerim
karardı. Yavrucağı gözden kaybettim. Bir ses,
‘Nereye gitti?’
diye sordu. ‘Doğuya götürdüler’ diye cevap verildi.
“Bu sözler hiç zihnimden çıkmadı. O zamana kadar ki,
Allah Resulü peygamberliğini ilân eder etmez, hemen koştum
ve ilk Müslümanlarla beraber îman dairesine girdim.”44
Fâtıma Hâtûn ise, hâtırasında, o mes’ud gecede doğuma
sahne olan evin nurla dolduğunu ve gökteki yıldızların âdeta
üzerlerine salkım salkım dökülecekmiş gibi sarktıklarını
anlatmıştır.45
Peygamber Efendimizin bir başka hususiyeti, sünnetli ve
dünyaya göbeği kesilmiş olarak gelmiş olmasaydı.* Sırtında,
iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin hizasında nebîlik
mührü “Hatemi Nübüvvet” bulunuyordu. Üzerleri tüylü,
kabarık, kırmızımtırak inci gibi benlerin bir araya
gelmesinden meydana gelmiş ve keklik yumurtası
büyüklüğündeydi. Bu mühür, Resûli Ekrem Efendimizin
beklenen son peygamber olduğunun bir alâmeti idi.
Ashabtan Sâib b. Yezid, Resûli Ekrem Efendimizin
“Nübüvvet Mührü”yle ilgili olarak şöyle der:
“Çocukluğumda, teyzem beni Nebîyyi Ekrem’in (s.a.v.)
yanına götürüp,
‘Yâ Resûlallah!.. Şu yeğenimin ayağında
ızdırabı var.’ dedi. Resûlullah, eliyle başımı sığayıp, bana
bereket dua etti. Sonra abdest aldı. Abdest suyundan içtim.
Sonra arkasında durdum ve iki omuzu arasında, gerdek
çadırının koca düğmeleri (yahut keklik yumurtası) gibi olan
Hatemi Nübüvvet’i gördüm!”46
Rivayet edildiğine göre, ilk insan ve ilk peygamber Hz.
Âdem de (a.s.) sünnetli olarak dünyaya gelmişti. Yine,
kaynaklar, peygamberlerden Şit, Idris, Nuh, Musa, Yusuf,
Süleyman, Şuayb, Yahya ve Hud (aleyhimüsselâm)
hazeratının da dünyaya sünnetli olarak geldiklerini
kaydederler.