KARA HİNT

KARA HİNT

Yeni öğretmen olmuştum. Şubat tatiline memleketime geldiğimde evin içinde sobanın kenarında büyük bir deterjan kutusu vardı. İçinde de bir şeyler hareket ediyordu. Anneme sorduğumda:

-İçinde, kardeşinin tavuğu ile civcivleri var dedi. Kardeşim benden on üç yaş küçüktü. Benim geldiğimi duyunca koşa koşa oynadığı yerden geldi, boynuma sarıldı. Ona aldığım hediyeleri gösterince çok sevinmişti. İlkokul dördüncü sınıfa gidiyordu. Ona yemekten sonra sordum.

-Hayrola bu tavuk neyin nesi kış kıyamette, dedim. Kardeşim anlatmaya başladı:

-Ağabey, bu tavuk bizim Osman amcanın idi. Benim Hint horozlarına olan ilgimi bildiği için okul çıkışında beni evine bu yavruları ve anneyi görmem için davet etti. Bana, ‘‘benim yerim dar, sana bunları ucuza veririm, bunları sen al, koruyabilirsin dedi.” Bende harçlığımdan biriktirdiğim bir parayla aldım. Daha alalı üç gün oldu dedi.

Evimizin arka tarafında iki yüz metrekareye varan bir bahçemiz vardı. Etrafı çitle çevrili olduğu için bahçemize komşunun hayvanları giremiyordu. Kardeşimle beraber bu tavuk ve yavruları için korunaklı bir kümes yaptık. Yavrular on günlük olmuştu. Anneleri de yavruları da Hint cinsindendi. Kardeşim onlara gözü gibi bakıyordu.

Aradan dört yıl geçmişti, ben ve eşim memleketimize tayin olmuş, hatta iki tane de arka arkaya çocuklarımız bile olmuştu. Tabi kardeşimin tavuklarının sayısı da elliyi aşmıştı. Bahçemizin içinden bir yol geçiyordu. Artık tavukların yüzünden komşu kadınlar bile bu yolu kullanmaktan korkuyorlardı. Çünkü anne tavuk yavrularını korumak adına bütün kadınlara saldırıyordu. Eşimde yalnız başına bahçede çamaşır asmaya çekiniyordu. Tavukların bu davranışlarından hoşnut olmasak da her gün toplanan yumurtalardan ailece faydalanıyorduk, gübresini de domates ve biberlere koyuyorduk. Hatta horozlardan birisini saldırgan davranışlarından dolayı kesmek zorunda kaldık.

Kardeşim ortaokul sonu sınavlarına girecekti. Tavukları bana emanet etti, üç dört günden beri onların her türlü ihtiyaçları ile ilgileniyordum. Hatta küçük çocuklarım ellerinde sopalarla bana eşlik ediyorlardı. Horozlardan ve tavuklardan kendilerini sopayla korumayı öğrenmişlerdi. Büyük tavuktan üreyen yavrulardan beş altı tane anaç tavuk yetişmişti. Onlarında yavruları vardı. Büyük tavuğunda yavruları vardı. Dikkatimi çeken şey, yaşlı tavuğun yavruları yanına geldiğinde onları kovalıyor olmasıydı. Hâlbuki daha yavruları bir haftalık anca idi. O kovaladıkça yavruları diğer anaç tavukların yanlarına sığınıyorlardı. Bu alışılmış bir şey değildi. Yaşlı tavuğu daha fazla incelemeye başladım. Eskisi gibi yem yemiyor, hareketsiz bir şekilde kümesin hemen önünde yatıyordu. Artık dördüncü güne geldiğimizde yaşlı tavuğun yanına hiçbir yavrusu yaklaşmıyordu. Kardeşim sınava girip, döndüğü günün sabahında bende okula gitmek için hazırlanıyordum. Bir ara kardeşimin sesini duydum. Anneme heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Hemen hazırlanıp bende dışarıya çıktım. Kardeşime:

-Hayrola, birisi mi öldü dedim. O’da bana:

-Ağabey bizim yaşlı kara Hint bu sabah kümesten çıkmadı. Ben de elimle çıkardığımda maalesef tavuk ölmüştü. Dedi.

Bende:

-Üzülme geride beş altı tane anaç tavuk bıraktı. Elliye yakın da yavruları var. O görevini yaptı dedim ve okula doğru giderken Kara Hint’in yavrularını niçin kendinden uzaklaştırdığını bulmuştum. Hayvan öleceğini anladığından dolayı yavrularını korumasız bırakmamak için diğer anaç tavukların sahip çıkması için onlara doğru kovalıyordu. Onlarda bu yavrulara kendi yavrularıymış gibi sahip çıkıyorlardı. Yani yavrular, anneleri ölse de onları bakıp gözetecek yeni anneler bulmuşlardı. Şimdi sokaklarda dolaşan, yatan tinerci çocukları gördükçe içim sızlıyor. Bunları da doğuran anneleri  ve babaları vardı. Ama maalesef bu çocuklar şu anda sokaklarda korumasız, hatta suça itiliyorlardı. Bir tavuk kadar yavrularına sahip çıkmayan bu anne ve babalara ne demeli.