Dinî ve Ahlaki Gelişim

Dinî ve Ahlaki Gelişim
a. Dinî Gelişim
Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren hayatını devam ettirebilmek
ve dünyayla iletişimini sağlamak için uzun bir gelişme sürecine
girmektedir. Dinî eğilimini ve yeteneğini doyurmak için bitip tükenmeyen
merak duygusu ve kendisini koruyacak, kendisine yardı
m edecek sonsuz bir kuvvet arayışı içindedir. Bu merak ve istekle
ileride “kutsal ve mutlak” olarak adlandıracağı ilahî kuvveti durmadan
arar. Ancak bu özlemin ve arayışın teşvik edilmesi gerekmektedir.
Çünkü çocuk, dışarıdan alacağı destekle dinî duyguları-
nı geliştirme, derinleştirme yeteneğine sahiptir. Türkiye’de yapılan
araştırmalar da çocuğun dine karşı büyük bir ilgi duyduğunu, coşkulu
bir merakla Allah’ı öğrenmek ve anlamak istediğini, dinî konulara
karşı sonsuz bir öğrenme isteği içinde bulunduğunu göstermektedir.
Çocuk, Allah’ı içten gelen bir istekle aramaktadır, onu
bulmada dışsal desteklere ihtiyaç duymaktadır.
Çocuğun dinî gelişimi iki temel faktöre bağlıdır. Bunlardan biri,
doğuştan getirdiği ruhi güçleri, diğeri kültürel çevresidir. Bu iki faktörü
genişleterek çocuğun dinî duygu ve düŞncesinin gelişmesine
etki eden “iç ve dış faktörleri” ortaya çıkarabiliriz. İç faktörler;
doğuştan sahip olunan inanma duygusu ve ihtiyacı ile bu duyguyu
destekleyen diğer içsel faktörlerden oluşur. Merak, sevgi, korku,
güven, bağlanma vb. destekleyici faktörler arasında gösterilir.
Dış faktörler arasında ise aile fertleri, büyükler, aile ve aile dışında
oluşan dinî ve ahlaki atmosfer içinde çocuğun ferdî gözlemleri,
çocuğun dinlediği dinî konular, din görevlilerinin eğitici ve öğretici
katkısı, okul ve oyun arkadaşları bulunmaktadır. Çocuğun dinî
kişiliği bu iç ve dış faktörlerin etkisiyle oluşmaktadır. Özellikle dış
etkenler ve bunun içinde de aile faktörünün etkisi en önemli faktör
olarak gösterilmektedir.
Çocukta dinî düŞncenin oluşmaya ve gelişmeye başladığı ilk
yer genellikle ailesidir. Çevre, okul, arkadaşlar gibi diğer faktörler
çeşitli ölçülerde çocuğu etkiler. Çocuğun ailesinde dinî bir atmosferi
teneffüs etmesi onu yeni açılımlara götürecektir. Çocuk, yetişkinlerden
aldıklarını kendi kabiliyetlerinin gelişimi ölçüsünde kabul
eder ve onu kendi ruhsal yapısına göre işlemeye çalışır.
Aileden sonra çocuğun dindarlığının gelişmesinde temel etken
diğer çevresidir. Çocuğun okulu, sınıf ve oyun arkadaşları, akrabaları,
öğretmenleri, izlediği televizyon programları, dinlediği radyo,
etrafında gördüğü dinî nitelikli kurum ve kuruluşlar, sanat eserleri,
okuduğu kitap, dergi ve gazetelerin hepsi onu etkileyen çevresel
faktörlerin içine girmektedir. Çocuk dinle ilgili kavramları, ilkeleri,
davranışları ailesinden sonra bu tür çevresel faktörlerden
öğrenir.
Çocuk, okul öncesi dönemde kendisine anlatılan hikâyelerde
veya olaylarda geçen melek, şeytan, günah, sevap, cennet, cehennem
gibi kelimelere ilgi duyar, onların anlamlarını merak eder
ve sorular sorar. Böylece çocuk okul çağından önce bu tür bilgileri
de almaya hazırlanmış bulunmaktadır. Çocukta, 6 yaşından
sonra bilinçli ve gerçekçi bir din arayışının başladığı belirtilir.
Temel eğitim çağındaki çocukların zihnî fonksiyonları da oldukça
geliştiği için onlar belirli konularda yorumlar yapabilirler. Bu dönemde
çocuklarda somuttan soyuta doğru bir geçiş vardır. İlk çocukluk
döneminin son yaşı olan 6 yaş ile son çocukluk döneminin
başlangıcı 7. yaş çocuklarda dinî duygunun uyandığı yaş ve son
çocukluk çağının diğer yaşları da dinî duyguların geliştiği yaşlar
olarak görülmektedir. Çocuk 7 yaşından itibaren inançla ilgili konularla
daha yakından ilgilenir. Okul öncesi dönemde Allah’ı, insani
özelliklerle düŞnen çocuk 7 yaşından itibaren onu daha soyut
ve ruhani bir varlık olarak düŞnme belirtileri göstermeye başlar. 7
yaşındaki çocuklar Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu kendilerine
göre kısa ifadelerle açıklayabilmektedirler. Onun tüm varlıkların
yaratıcısı olduğu ükrine sahip olabilmektedirler. 9-11 yaş çocukları
dinî inançlarını daha net ifade etmektedirler. 9-11 yaşlarında
metAŞzik alana ilişkin sorular sorulmaya başlanır. Ancak 7-9 yaş
çocukları bunlara göre ifadelerinde daha içten, sade ve duygusal-
XI
dırlar. 7-9 yaş grubundaki çocuklar meleğin, şeytanın, cinin ne olduğ
unu, neden görülmediklerini; şeytanın insanı neden kandırdı-
ğını, onun insana neden kötülük ettiğini; sevabı, helali, haramı ve
Allah’ın neden böyle şeyler belirlediğini merak ederler. 10-12 yaş
çocukları ise daha çok Müslümanlığın ne demek olduğunu, neden
bir değil de çok çeşitli dinlerin olduğunu, İslam dininin diğer dinlerden
farklı yönlerini, Allah’ın neden bütün insanları Müslüman yapmadığı
nı vb. konuları merak ederler. Bu dönemdeki çocuğun Allah
tasavvuru ben merkezlidir. Allah önce onu yaratmıştır. Her zaman
onun yanındadır. Allah, çocukları diğer insanlardan daha çok sever.
Bu düŞnce 7-9 yaşlarında 10-12 yaşlarına göre daha belirgindir.
Yapılan araştırmalarda dinî düŞncenin gelişmesinde eğitimin
etkisi açık bir şekilde kendini göstermektedir. Çocuğa dinî bilgiler
ya aktarılmakta ya da çocuk anlamak ve öğrenmek için sormaktadı
r. Bu açıdan bakıldığında anlamanın dinî düŞncenin gelişmesindeki
değeri açıkça görülür. Çocuklar, Allah’ı zihnî vasıtalar ve
eğitimin desteği ile düŞnmektedirler. Zihnî vasıtalar gelişip eğitimin
desteği arttıkça çocukların Allah kavramını anlamaları da o ölçüde
kolaylaşmaktadır.
Ahlaki Gelişim
Ahlak gelişimi, çocuğun davranışlarına yön veren, yapıp etmelerine
iyi ya da kötü, doğru veya yanlış olarak değer biçen, içinde
yaşadığı toplumun ilkelerini ve değerlerini kazanması sürecidir.
Ahlak gelişimi kişilik gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu gelişim
bireyin hayatı boyunca devam eder.
Ahlaki gelişimi etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunlar; aile bireyleri,
akran grupları, okul, öğretmenler ve bireyin zekâ düzeyidir.
Günümüzde çocuğun ahlaki gelişimi ile ilgili çok çeşitli kuramlar
ortaya konmuştur. Bunlardan özellikle Piaget ve Kohlberg’in
ahlaki gelişim kuramları en çok ilgi görenleridir.
Piaget’e Göre Ahlaki Gelişim
Piaget, çocukların ahlaki gelişimlerini belirlemek için onların
yaşlara göre kuralları nasıl yorumladıklarını araştırmıştır. Bunu,
çocukların oyunlarını gözleyerek incelemiştir. Ona göre, çocuğun
bilişsel gelişimi ile ahlaki yargı gelişimi arasında ilişki vardır. Çocuğ
un ahlaki ve sosyal kuralları kavrayışı, onun zihinsel gelişim
düzeyine bağlıdır. Piaget, yaptığı araştırmalar sonunda şu sonuçlara
ulaşmıştır:
1. Değişik yaşlardaki çocuklar, düŞnce ve problem çözümlerinde
niteliksel farklılıklar gösterirler.
2. Her çocuk belirli devrelerden aynı sırayı takip ederek geçer
ve böylece bilişsel gelişimini tamamlar. Bu dönemler kültürel ve
toplumsal farklara rağmen evrensellik gösterir.
3. Her dönemde daha önceki dönemlerin sentezi yapılır ve
problem çözümüne daha etkili ve akılcı yaklaşım geliştirilir.
Piaget, çocukların ahlaki gelişimlerini incelemek için onlara kı-
sa hikâyeler anlatmış ve onlardan hangi hikâyedeki davranışın
daha kötü olduğunu söylemelerini istemiştir. Bununla ilgili örnekler
şöyledir:
1. Annesi, Ali’yi odasındayken yemeğe çağırır. Ali yemek odası
na girerken kapının arkasındaki 15 tane tabaktan haberi olmadığı
için onları kırar.
2. Mehmet, annesi evde yokken kavanozdan bisküvi almak ister.
Kavanoz yüksekte olduğu için sandalyeye çıkar fakat kavanozu
düŞrür ve kırar.
Piaget bundan sonra hangi çocuğun davranışının daha kötü
olduğunu sorar. Bu ve buna benzer anlattığı hikâyelere aldığı cevapları
ve çocukların oyunlarını gözleyen Piaget, ahlaki gelişimi iki
döneme ayırarak incelemiştir:
1. Dışsal Kurallara Bağlılık Dönemi: Heteronom Dönem
2. Ahlaki Özerklik Dönemi: Otonom Dönem
Piaget’in belirlediği ahlaki gelişim dönemlerinin özelliklerini
şöyle bir tablo ile gösterebiliriz:
Piaget’in Ahlak Gelişimi Basamakları
Kohlberg’e Göre Ahlaki Gelişim
Kohlberg ahlak gelişiminde daha çok adalet kavramı üzerinde
durmuş ve ahlak gelişimini üç düzeye ayırarak incelemiştir. Bu üç
düzeyin de her birini iki ara döneme ayırmış ve ahlak gelişimini
toplam altı düzeyde ele almıştır.
Kohlberg’in hikâyeleri Piaget’nin hikâyelerinden daha karmaşı
k ve daha derin ahlaki çatışmaları dile getirmektedir. Bu hikâyeler
ve bunlarla ilgili sorular deneklerin mümkün olduğu kadar derin
düŞnmelerini gerektirmektedir.
Kohlberg’in deneklere sorduğu ve en çok kullandığı ikilem Heinz’in
hikâyesiydi. Hikâye şöyledir:
“Avrupa’da bir kadın, bir çeşit kanserden ölmek üzeredir. Doktorlar,
aynı şehirde bir eczacının yeni bulduğu bir tür radyumun
kadını tedavi edebileceğini söylerler. İlacı yapmak pahalıdır, ancak
eczacı ilacın kendisine mal oluş üyatının on katını istemektedir.
O, ilacı yapmak için 400 dolar harcamış, ancak küçük bir
doz için 4 000 dolar para istemektedir. Hasta kadının kocası Heinz’in
bu kadar parası yoktur. Heinz, ödünç para alabilmek için tanı
dığı tüm insanlara gidip meşru her yolu dener. Ancak o ilaç parası
nın yarısı olan 2 000 doları yan yana getirebilir. O, eczacıya,
karısının öleceğini, ilacı ya daha ucuza satmasını ya da kalan parayı
daha sonra ödeyeceğini söyler. Ancak eczacı ‘Hayır, bu ilacı
ben keşfettim ve ondan para kazanmak istiyorum.’ der. Böylece
Heinz her türlü meşru yolu deneyip çözüm bulamayınca hayal kı-
rıklığına uğrayarak adamın dükkânına girip ilacı çalmaya karar verir.”
Bu durumda Heinz ilacı çalmalı mıdır, çalmamalı mıdır, niçin?
Kohlberg, verilen cevapların analizi doğrultusunda, her biri iki
düzeyden oluşan üç evreli bir teori geliştirmiştir.